imza günleri

30 mart salı elif şafak atatürk kitaplığında yazıyor kocaman basılmış ilanda. ne olduğu yazmıyor. gitmek istedim. pek niyetlenmedim her zamanki gibi. o da unutulur kalır. gitmediğine pişman olmazsın çünkü aklına bile gelmez.
gidiyoruz diyenler vardı. ben de gittim. liseden servisle çocuklar gelmiş. curcuna. imza günüymüş meğer. geldim buraya kadar bir göreyim diye bekledim.
pek güzelmiş. uzun boylu, narin. gözlerine siyah sisli makyaj yapmış. her zamanki yumuşak gülümsemesi yüzünde.
bu kadın neden imza gününe katılır? ne yapacak? gelenlerin elleri kitapla dolu. orada da %20 indirimle sahip olabiliyorsunuz istediğinize.
imzalayınca ne olacak?
okuyucu için nedir diye düşündüm. ben olsam utanırdım diye de düşündüm.bir izinizin olması o kadar değerli ki bir de sizinle bir fotoğrafımın olması.
ya da 'elif hanım' için durum nedir? ben olsam yine utanırdım diye düşündüm. onlara bir lütufmuş el yazım gibi.
paulo coelho okuyordum bir zaman. gururla bitirmiş olduklarımdan yana koyabilirim. portobello cadısı. neden okuduğun kitapları kitaplığında tutuyorsun diyor kadın adama. mesele onları okumuş olmanda mı, okumuş olduğunu kendine ve herkese sergilemen mi?
hep kendimi bu konuda suçlu hissederim.



paylaşım 1

uyku konmadı gözlerime. gelmesini bekleyip durdum. gelsin de uykum içimdekileri alsın, götürsün fırat'ın balkıyan laciverdine atsın istedim. gelmedi. gelip de kanatlarına alıp kaçıramadı göğsümde taş gibi kalmış duran kalbimin ağırlığını.

bir yeşil tufan'dan, nalan barbarosoğlu
fırat'a karışan öyküler


o kadar acı ki. hissettiğim herşey turistik kalıyor onun acısı yanında.

esas mesele onu anlatmaktı

tünelden karaköy'e . hava karanlık. orda mı ki? olabilir mi? sanmam. sen ordasın ya o neden olmasın. düşünürsen olmaz. düşünme. düşünme. ne çok düşündüm. kitap almaya son ver artık. yüzü gözümün önünde. oku da kaybol. için bir rahat etsin. yok. tren kaçtı. neden fotografını çekiyor ki şimdi. tünele doğru. tramvaya doğru. son derece sahte bir gülüşle. sahte olduğu ne kadar aşikar. nasıl tahammül ediyorsun kendini sahte gülüşlerle çektirmeye? flaşı kapatmayı akıl edemiyor. heryer karanlık. kızın yüzü patladı sadece. bana laf attı. o değil başka. hoş bile oldu aslında. neden onu düşündüm ki. yüzü çok güzeldi.bir daha görsem. yine geçip giderim herhalde hep yaptığım gibi. karnım ağrıyor. gelemedi tren. öpüştüler ya da kafalarını değdirdiler. koşarak karşı şeride geçti diğeri. ne anlamlı.

sana söyleyeceklerim var

sana söyleyeceklerim vardı. ondan yazıp durmuşum.
sonra seni unuttum yazdığım herşeyi unuttum.
bugün açtım tekrar. ne çok yazmışım. sen dediğim sadece sen olma diye. artık başka sana yeni şeyler yazmak için/başka sen derken bile mideme bir acı saplanıyor.
olmadı. orası senin olmuş artık onu farkettim. ya başka yere yazacağım ya da hiç.elim gitmiyor.
ismine yazık oldu yalnız. ismi çok güzeldi.

bahar


yeşilin en güzel tonu şubat sonunda mart başında olurmuş onu anladım.
yolda tazecik tazecik yeşiller gözlerimi kamaştırınca.

bir oh desem karşıki dağlar yıkılır


oh dedi. uzun. içten. derin bir soluk alırsın ve onu derin bir oy ile karışık oh ile verirsin dışarı.
açıklamak istedi sonra.
boyle nefesimi veriyorum da rahatlıyorum. içim boşalmış sanıyorum. ya.
canım benim.

menfaatsiz

daha önce de yazdım bunun benzerini biliyorum. çok isterdim, isterim.
gözlerim sürekli izlemede. aklımı yakalıyorum genelde, gördüklerimi kullanırım diye.
kullanmasam hiç. sadece o büyük denize kazandırmak için okusam. söz verdim, bugün okuduğum sadece bana kalacak diye. kalabilirse çok mutlu olurum.

o kendiliğinden oluyormuş zorla değil

zorla olmuyormuş onu anladım.
artık kendimi ortalara atamıyormuşum. bugün anladım. ne olursa olsun diyemiyormuşum. ya öyle değilse diye sormaya bile halim yokmuş. demekle olmuyormuş: kendini kaptırma, ortalara atma!
bir yığın üzüntüden sonra gelinen nokta.gerçekten içten, gerçekten samimi, zorlamadan. karar bile vermeye gerek kalmadan;onca üzüntüden sonra bunu kendime yapamam diye düşünmeye bile fırsat kalmadan; en sevdiğim de böyle oluvermesi zaten
sakince, kendiliğinden:
içimde sadece sessizce, huzurlu bir boşluk.

karşılaşma 2

otobüs durağında oturuyorum.
-ne o daldın gittin?..(eliyle selam işareti yaptı)
-ha..(siz misiniz der gibi bir ha)
-benim oğlan geldi.
-gözünüz aydın..(ben de bir rahatlamışım sanki her durağa gittiğimde bir muhabbet ediyormuşuz gibi)
-bi zayıfı var. ef ef.
-hmm
-resim. beceremiyor işte(porselen dişlerini farkettim. ben sürekli oturur konumda o da sürekli ayakta olduğundan)
-hep ben yaptım onun resimleri(resim dersi? düşündüm de söylemedim)
-şimdi siz yoksunuz tabi..
-bak mesela şu bina..ben bi baksam çizerim dış hatlarından sonra da cetvelle kenarlarından geçip boyarım.çok şeyler yapardık..şu şişeler var ya..içlerine alçı doldururduk..
-şişe yapardınız
-şişe, bardak yapardık işte..masa yapardım alçıdan sonra bacak yapıp takardım..iş teknik derslerinde
-hala yapıyor musunuz?
-yook canım.
otobüsüm geliyor. görüşürüz diyesim var.
-iyi günler.

karşılaşma 1

belediye durağında oturuyordum.
-öğrenci misin?(bana diyebileceğine ihtimal vermedim) bayan, öğrenci misin?
şaşırdım. -evet..
-benim oğlan da öğrenci, kütahya'da..dört yıllık mı?
-evet. aslında bitirdim, yükseğini yapıyorum.
-sen kurtardın..yani kurtardın sayılır. benim çocuk diyor baba çok zor. öğretmen çok hızlı konuşuyomuş. yazamıyomuş.ders notları da fotokopiden parayla alınıyormuş..bakalım geleyim baba da polislik sınavına gireyim diyor. en iyisi polislik yaw. devlette çalışıyosun oh ekmek elden su gölden..beşiktaş'a mı?
-hı
-geldi senin araba
-peki iyi günler
-iyi günler
yolda düşündüm. ne kadar rahat konuşmaya başladı diye. insan durup dururken herhangi biriyle konuşmaya başlayabilir mi acaba? ben başlayamam. acaba sadece paylaşmak mı istedi çocuğunun derdini aynı dertten müzdarip olma potansiyeli olabilecek bir insanla? ben. bilmiyorum.
belki de sadece sıkılmıştır.

penceredeki güvercinler

sabahın köründe. yataktan zor kalktım.
eczanenin önünde bekliyorum servisi.
her gün binmem ben o servise. kardeşim biner.
o gün uzun zamandır ilk.
kimseler yok sokakta.
bir karşı kapıdan çıkan anne kız.
kızı sevise almıyorlarmış. annesi kriz çıkarmış. mustafa'nın dedikleri. o günden beri annesi gelince geliyormuş o da.
kuşları gördüm. esas mevzu kuşlardı burda.
kadınla kızının çıktığı apartmanın penceresinde. güvercinler bir sürü.
bu da neymiş ki. daha çoklarmış, biri konarmış birinin üstüne, biri düşermiş. birbirleri üstüne üstüne üstüne.

little miss sparrow




kaş yapayım derken çıkardığım gözlerden.
göçtü serçeler.
henüz yeni bir yer veremedim.
ne halim yetti ne vaktim.

ve senin için orada olamayacağım

hüzünlü çok hüzünlü. bir kız var. norveçte. bir de sevgilisi var. ben de sevdim onun sevgilisini. ben ondan önce sevmiştim ama. sevgilisi norveçte değil. ona yazmış diye düşündüm.gündelik bir sürü şey yazmış. onun yanında olmadığı her an ona yazmış diye düşündüm.
sonra başladım öyle de böyle de yazmaya
ona değil aman ha
bembeyaz sayfalara.

aşure ayı geldi çattı

aşure ayı gelmiş. bunu kim yolladı? emine yapmış. ha biraz sulu olmuş. biraz da içinde tahıl cinsinden az var kayısı incir üzüme göre. ama tadı güzelmiş.kapı çaldı. leyla teyzen yapmış bak bakıyım. bunda gülsuyu var. bunu da hanife ablan yolladı. seversin diye. onda yok mu gülsuyu? yok ama bunun da üstünde herşey var yani narıdır, kuş üzümüdür, cevizidir hatta hindistan cevizidir.ilk kez de bunda gördüm hindistan cevizini.yengen aşure yolladı. kapı çaldı. ayşe teyze. tansiyonu fırlamış. baktım 13'e 9 . şu işimi bitireyim de bir de ben bakayım. yengen aşure yolladı.
yiyecek misin?

yandan

saçı asimetrik kesilmiş.
saçı sağa çekiyor. kendisi de yürüyor.
sağa çekerek.
boynu ve tüm vucuduyla yan yan sağ sağ.
acaba hep böyle miydi diye düşündüm. ya da saçı yandan kesilince mi böyle oldu?