benim yerime de ağla

gozyaşının gözünden çıktığı anı gördüm az önce ağır çekimde gibi döküldü. sildin. hala ağlıyorsun. ben de ağlasam dedim. sessozce gözümden dökülse rahatlasam belki. 
seni tam bir gündür görmüyorum. sanki asır olmuş.

aşk

dün mavi ışığın altında. masmavi öyle vuruyor yüzüne. o kadar güzel gülümsüyordun ki uzakta. durdum. baktım.
mavi ışıkların altında
farketmediğin bütün o anlarda etrafında dolanır durur aşk.

balık

artık kendimden sıkıldım. (ha yeni yani demen lazım bence). düşünmekten. sonra toplum içinde seni aşk üzerine konuşturmaları ve benim hepsini kendi üstüme almam. senin aşık olamadığını söylemen ve benim eeh yeter be amma konuştunuz aşk nedir diye amma abarttınız diye bir haykırasımın gelmesi ve susmam. sevgilisinden ayrılan çok sevdiğim ve sevgilisini çok seven insan. ona her edeceğim lafta sana gönderme yapıyor gibi mi oluyor ki ne diye kafa patlatmam. yine de duramayıp sevilmediğine üzülme sen esas sevebildiğin için şanslısın.. diye alıntılar yapmam. söyledikten sonraki can sıkıntısı. seni eleştiren birine sözünün son kelimesini tamamlayarak katılmam. hiç öyle düşünmüyorum aslında. ama söylemiş bulunmama ne dersin? içim içimi yiyor şimdi. buna ne diyeceksin.
sus bence ya. yine sus bence.
hiçbiryerde.
boğaz yine o donuk turkuaz rengini almış. bu sefer heryer kar. biryere gitmem gerekmiyor ama gidiyorum.
o zaman aralığında hiçbiryerdeyim.
bazen böyle oluyor.

It's like I'm falling out of bed From a long, weary dream The sweetest flowers and fruits hang from the trees Falling off the giant bird that's been carrying me It's like I'm falling out of bed from a long and vivid dream Just exactly as I remember Every word Every gesture I'm a heart in cold ground Like I'm falling out of bed From a long and weary dream Finally I'm free of all the weight I've been carrying Every woman blows her cover In the eye of the beholder I'm a fish now out of water Falling off a giant bird that's been carrying me I fell open I laid under At the tip out I was just a number I wanna slip it over And get back under And if you think this is over Then you're wrong If you think this is over Then you're wrong (Wake me up, wake me up)If you think this is over Then you're wrong If you think this is over Then you're wrong (Wake me up, wake me up) Like I'm falling out of bed from a long and weary dream Finally I'm free of all the weight I've been carrying When I ask you again When I ask you again Wake me up, wake me up

sana söyleyeceklerim olduğundan..

dün yine seni rüyamda gördüm. çok gerçek gibi gördüm. uyandığında hala acaba gerçek miydi dersin ya öyle rüyalar vardır onlardan işte. hafiften pembe dizi misali. gerçek olmadığına sevindim.
bir konuşsak artık. sana söyleyeceklerim varmış birikmiş.
mesela kar 3 gündür kesintisiz yağıyor. durdu desen iki üç minik tane uçuşaraktan yağıyor. pervasızca yağdı. heryeri kapattı. evde kaldım günlerdir. çalışıyorum, toparlıyorum dermişim.
bizim karşı parktaki yokuştan emaye tepsisini alan üstüne oturup kayıyor çığlık çığlığa dermişim. gece bile o sessizlikte kendi kendine poşetiyle bağıra güle kaymaya çalışan kızı anlatırmışım mesela.
kuzenimi yeni anladım dün. ailecek çekingen, ne yapacak bu kız bu sessizlikle denilen o sakin kızın, meğersem okulun her hinlik başından çıkan yumurcağı olduğunu anladım. ne sevindim sorma! arkadaşlarından birisi bir kızım olursa senin gibi yetiştireceğim demiş! onu dermişim mesela.
sonra sen napıyorsun diye sorarmışım. o ne yaptı, bu ne yaptı diye de.

sarı

benim sonbaharım

Bolu Dağı'nın önü Bolu Dağı'nın ardı
Kar başladı fosforlu sonbaharın üzerine
dağın önü sonbaharın envayi rengi. sarı turuncu açık sarı koyu sarı kızıl kızıl kahve
tek tek sayarsın yaprakları
bulut inmiş üstüne
puslu üstten üstten puslu
dağlar katman katman yola dik ardı ardına uzanmış önümde

sonbahar gözümü kamaştırdı
benim sonbaharım Bolu Dağı'nın önünde kaldı.

Kar

Kar yağıyor. Sessiz ve sakin. İçimi yakar gibi yağıyor. Yolları kapadı. Bakmaya dayanamıyorum. Boğazım düğümleniyor. Sabaha kadar izle madem diyorum belki geçer. Yok. Bence bu güzellik fazla gelen. İçim taşacak sanki, o dayanamadığım.
Sessiz.
Oturdum izliyorum artık. Yapacak birşey yok.
Bence bu az görmekten değil. Onu düşündüm de. Az gördüğünden sebep sevmek değil. Kars'ta da yaşasam yine severdim ben seni biliyorum. Seni de severdim. Yine el ayak değmemiş yumuşacık yerine bırakıp kendimi, öylece sana karışmayı beklemeyi isterdim. Sessizce. Buz gibi. Yavaşlarken ben ve herşey. Seninle bir atmak isterdim. Biliyorum.

günaydın çalışmam

ışıl ışıl parlayan gözlerinle bakıyorsun yukarıdan. gözlerini almadan. kırmızıların arasından.
seni gördüm, kocaman bir gülümsemeyle bir günaydın dökülüverdi ağzımdan. GÜNAYDIN! dedim en coşkulusundan. nar çiçeğinden kırmızısından.

bir yıldız daha düşmüş

yıldız geceyi aydınlatır mı aydınlatan ay mıydı? 
yere bir yıldız daha düşmüş 
bu sefer aldım elime 
sımsıkı avucumun içinde 
batıyor sıktıkça 
bu yere düşmüş gördüğüm ikinci yıldız..
sen ay mıydın?

daphne | defne

daphne'ye.
apollo'yu sevmez dapne. annesi tanrıçaya yalvarır ki beni kurtar elinden diye apollo peşinde, kaçarken. tanrıça kızını duyar.
onu oracıkta bir defne ağacına çevirir.
ellerinin uçları yeşillenir. incecik parmakları incecik dalları oluverir defnenin.körpecik yapraklar ışkınlanır ellerinde.

öylece kaldım güneşe gölgeye yaprağa ota toprağa rüzgara öylece kalakaldım

Güneş yüzüme yüzüme geliyor. Hava açık. Bulut yok. Serin.
Hiç ses yok.
Azıcık rüzgar bir de daha dökülmemiş yaprakların hışırtısı.
Saçlarım.
İyice hafif kızıla çalan açık kestaneye döndüler artık. Gözümün önüne önüne tel tel uçuyorlar yavaşça. rüzgarla. Zaman yine durmak üzere.
Bir yandan da kirpiklerime vuran güneşin pırıl pırıl haleleri. Arada bir de nefesime karışan mis gibi limon çiçeği kokusu.
Hayat! Ne güzelsin böyle bir zamanda.





Su titriyor. rüzgara kapılmış.çimlerin üzerinde sürüklenen yapraklar.
tüm yavaşlığıyla seyrediyorken dünya.