antakya

amca yanından ayrılasım gelmedi. seninle durusam sanki oranın havasını senle birlikte. oralarda dolandım bi süre. beni de götür. parmağın diğerinin üstüne binmiş. gözlerin az görür. hasırı örerket olmuş zağar. eniştem örerket der. gelirket. giderket.
hakkında konuşmaktan rahatsız olduğun şeyler hakkında konuşma madem. konuşması rahatsızlık veren şeyler oldu. eskiden rahatsızlık vermesi gerektiğini düşündüğüm için, biraz yapmacık. şimdi gerçekten rahatsızlığın ta kendisi olduğumdan diye bence. o kadar ki ta midemin üstünden geliyor. (bu mide üstü de amma mübarek birşey oldu!?) mülksüzlerde shevek'in dediğini yazasım geldi. devrimi satın alamazsınız. devrimi yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. birşeyi olursan ancak onu gerçekten yapabilirsin gibi birşey anladım ben bundan. burayı okuyunca bi durdum. devrimi yaparsın işte devrim nasıl olunur ki? ta ordan (ki oranın neresi olduğu herkesin kendine malum bence) gelmedikçe devrim yapamazsın kimse dayatamaz sana birşeyi. kendin bile dayatamazsın. birşeyi yapmayı istemek değil taa içinden o olmak gibi. bir şeyi hissetmek değil o olmak gibi. hissetmek bile onu dışlaştırıyor sanki. ben'in dışında birşey kılıyor. hissetmezsin. öyle olursun ve herkimsen biliyorum o herneyse o olduğun anı biliyorsun. anlatmak çok zor. mülksüzler ursula le guin'in kitabı. hararetle öneririm işte o kadar.

eğitim

buzağıyı bahçenin bir yanına bağlamışlar anne ineği diğer yanına. anne içli içli bağırırmış. öyle anlatıyor arkadaşım. niye bırakmıyosunuz gitsin demiş. emzirsin. yok demişler. o zaman yanından hiç ayrılmaz. olanca sütünü buzağısı emer bize kalmaz demişler. insanlar. eğitimmiş, evcilleştirmeymiş. öyle demişler. akşam üstü çözmüşler ikisini de emzirme saatinde bir yalıyor bir yalıyor annesi buzağıyı diyor arkadaşım. heryanını. özlemiş nasıl. eğitim lazımmış bize süt versin diye. -uçak havalandı!uçak havalandı!uçak havalandı!uçak havalandı! -tamam bağırma! bağırmana gerek yok. -ama uçak havalandı!..diye son bir söyledi çocuk az daha kısılmış ve az daha heyecansız sesiyle. bu da böyle birşey işte. sağlıcakla kalın.
seni buraya getiren yalnızlık mıydı/kırık ve yordun/yorgunluğun muydu seni uykuya götüren/konuşma isteğini mi yitirdin/dünya dönüyor muydu/sen yere mi düşüyordun/dünya altüst olunca/ne yaptık diye tanrıya mı yakardın
bu zincirlerden kurtar beni/ yolumu değiştirmem lazım/kanatlarımı iyileştir/ uzaklara uçamam lazım
seni ağlatan boşluk muydu/ daha fazla sır kalmadı/ acı mıydı sana günahlarını affetmen için zaman veren

burada

mutluluk mutluluktur

minibüsteyim eve gidiyorum. keseden gitmeye otobana saptı. bu çok nadiren olur. şanslıysan denk gelirsin. o anki mutluluk anı.  biliyo musun öyle küçük şeyler vardı eskiden beni mutlu eden. minibüsün keseden gitmesi gibi. ya da annemleri evden yollayıp ve ders çalışıcam diye evde kalıp saatlerce peşpeşe filmler izlemek. veya saat sekizden önce eve koşa koşa gelip televizyonda diziye yetişmek gibi. istanbul'da standart bi apartman dairesindeki küçücük odamda açık pencereden doğru sanki bir avluda ötüyormuşçasına yankılanan kuş seslerini dinlerken, az evvelki diziden özenip kendimi antakya'da avlulu taş bir evin odasında hayal etmek gibi. eve gelirken cips kola almak da olabilir. bu da böyle işte. 

papağanlar ve huzur

arka bahçede papağanlar var. istanbul'un göbeğinde arka bahçede yeşil papağanlar var. seslerini duyuyorum oturduğum yerden.

gerçeğin çölüne hoşgeldin

son günlerimin temasını özetler.  -geliyo! geliyo! -welcome to the desert of the real. -matrix! matrix!  -bebeğiim!  (çak!)

bu meditasyon işi canım

bir gün bir kadın meditasyon öğrenmeye uzakdoğu'da bir yerlere gidiyor. belgesel yapmış, izledim.

şu aralar durumumu düşünmekteyim. aklıma o belgeselden öğrendiğim nadide bilgiler ve yaşadığım mini deneyim geliyor.

sadece oturuyorsun. gözlerini kapatıyorsun ve de. ne aklına gelen şeyleri düşünmek için ne de yeni düşünceler çağırmak için bir çaba sarfediyorsun. bu mümkün oldu bir 15 dakikalığına. şu sıralar gündemimde hayatımın bu 15 dakikaya dönüşebilir olup olmadığı sorusu var.

kendim düşünmek istediğim için birtakım şeyleri düşündüğümü farketim. özellikle acı veren bir düşünce varsa. bir yandan sanki onu düşünmezsem o düşünceye ya da onu yaratana ya da belki tüm benliğiyle onu düşünmek ve o acıda boğulmak isteyen mazoşist tarafıma ihanet gibi gelmekle birlikte aslında parçalarcasına düşünmemenin, yarattığı boşluğa rağmen olası olduğunu farkediyorum.
duruyorum sanki. aslında birkaç gündür durmaya çalışıyorum sadece. süper başarılı olduğumu söyleyemem ama bir takım düşüncelere ve hislere hayatı yırtarak, hırsla tutunmaya çalışmanın yorgunluğu ve tekrar o duruma girme korkusu yalnızca durmanın rahatlığına doğru salıyor beni. zaman zaman.

sisli, biraz da serin  ve sessiz mi sessiz bir boşlukta ve dahi kendi iç sesin bile olmadan ne gelirse onun frekansında öylece salınmak gibi. 
şu an hissettiğim mutluluk mu diye düşündüm o gece. hayır başka.

geçen bir arkadaşım hayattan beklentin ne diye sordu. cevap veremedim ilk. hem gergindim hem epeydir düşünmemiştim.sonra tekrar sordu birazdan. huzur diye çıkıverdi ağzımdan. ezberdendi bu cevap. eskiden düşünmüştüm sanırım. epeydir bırakmışım düşünmeyi. ne zaman bıraktım bilmiyorum. 
huzur neydi ki zaten? 
geçici olduğu aşikar. belki birkaç saat. ama azıcık bildim ki huzurmuş, yalnızca sakin sakin  uyuman yanıbaşımda sabaha kadar.

diş fırçası ve sakız

biri diğerinin sakızını eline almış. sonra ağzına atmış. tanımıyor onu pek. anlattı, ağzında kocaman bir sakız.
konuştuk. bir sürü kişi var masada. sevdiğin birinin sakızını mı alırsın yoksa herkesinkini mi alırsın diye ve bunun gibi birçok şeyi. ben çok sevdiğin birinin sakızını çiğneyebilirsin diyenlerdenim ama bir yandan da orada herhangi birinin sakızını almam gerekse yapacaktım herhalde diye düşünüyorum. kendim için yapardım. gerekmedi.
çok geçmedi. iki hafta üç hafta. 
eyvah dedim diş fırçamı unuttum! e benimki burda dedi.
baktım. baktı.
bi saniye bile düşünmedim kullanmamayı.

olan ne biliyor musun, aranda olmadığına neredeyse emin olduğun bir incecik duvarın daha eriyip gitmesi. sevdiğin-sevmediğin meselesine gelince..azıcık hile yapmış olabilirim ;)


bazen öyle bir hal alıyor ki gözlerin
bugünkü de öyleydi.
derin ki nasıl.
taa en dipleri görüyorum sanki.
etraf yeşilse, güneşli ve hafif gölge

fil ve mezarlık

seni düşünüyorum
kocaman koltuğunda oturuyorsun
yaza meydan okur bir bahar gününde
yüzün pencereye dönük elinde bir defter
pencereden bakıyorsun yeni silinmiş
bir fil çiziyorsun, öncekilerin yanına
yine bakıyorsun ara ara pencereden dışarı.
belki biraz dalgın, kesin ışıl ışıldır gözlerin.
 belki gün ışığı vuruyordur bulutlara o ara
 belki mezarlığa derin gölgeler inmiştir.
bu sabah yağmurla uyandım. sarı çatıya vuruşuyla.
ne hissedermişsin yağmuru meğersem. geçen anlatmıştın onu hatırladım. heyecan hayranlık ve mutluluk çınlayan sesin. gece bi yağmur yağdı dedin.

sabah yağmur yağdı. sesini dinledim gözümü açmadan. odanın loş karanlığında.
kokun vardı. giysilerin kitapların el yazın. özenle asmıştın yine gömleğini duvara. ve mandalina.
duvarına bir çiçek çiziverecektim küçücük. yapmadım.
yatağını yapıp çıkmışsın evden. aynen yaptım.
camını açtım.
son bir nefes aldım derin. son bir baktım.
kapıyı çektim.
çıktım.
önden gül vardı. sonra beyazın yanına yaraşır dedin nergisi verdin.
bir çay bardağındalar şimdi , yanıbaşımda.
bakıyorum.