o kendiliğinden oluyormuş zorla değil

zorla olmuyormuş onu anladım.
artık kendimi ortalara atamıyormuşum. bugün anladım. ne olursa olsun diyemiyormuşum. ya öyle değilse diye sormaya bile halim yokmuş. demekle olmuyormuş: kendini kaptırma, ortalara atma!
bir yığın üzüntüden sonra gelinen nokta.gerçekten içten, gerçekten samimi, zorlamadan. karar bile vermeye gerek kalmadan;onca üzüntüden sonra bunu kendime yapamam diye düşünmeye bile fırsat kalmadan; en sevdiğim de böyle oluvermesi zaten
sakince, kendiliğinden:
içimde sadece sessizce, huzurlu bir boşluk.

karşılaşma 2

otobüs durağında oturuyorum.
-ne o daldın gittin?..(eliyle selam işareti yaptı)
-ha..(siz misiniz der gibi bir ha)
-benim oğlan geldi.
-gözünüz aydın..(ben de bir rahatlamışım sanki her durağa gittiğimde bir muhabbet ediyormuşuz gibi)
-bi zayıfı var. ef ef.
-hmm
-resim. beceremiyor işte(porselen dişlerini farkettim. ben sürekli oturur konumda o da sürekli ayakta olduğundan)
-hep ben yaptım onun resimleri(resim dersi? düşündüm de söylemedim)
-şimdi siz yoksunuz tabi..
-bak mesela şu bina..ben bi baksam çizerim dış hatlarından sonra da cetvelle kenarlarından geçip boyarım.çok şeyler yapardık..şu şişeler var ya..içlerine alçı doldururduk..
-şişe yapardınız
-şişe, bardak yapardık işte..masa yapardım alçıdan sonra bacak yapıp takardım..iş teknik derslerinde
-hala yapıyor musunuz?
-yook canım.
otobüsüm geliyor. görüşürüz diyesim var.
-iyi günler.

karşılaşma 1

belediye durağında oturuyordum.
-öğrenci misin?(bana diyebileceğine ihtimal vermedim) bayan, öğrenci misin?
şaşırdım. -evet..
-benim oğlan da öğrenci, kütahya'da..dört yıllık mı?
-evet. aslında bitirdim, yükseğini yapıyorum.
-sen kurtardın..yani kurtardın sayılır. benim çocuk diyor baba çok zor. öğretmen çok hızlı konuşuyomuş. yazamıyomuş.ders notları da fotokopiden parayla alınıyormuş..bakalım geleyim baba da polislik sınavına gireyim diyor. en iyisi polislik yaw. devlette çalışıyosun oh ekmek elden su gölden..beşiktaş'a mı?
-hı
-geldi senin araba
-peki iyi günler
-iyi günler
yolda düşündüm. ne kadar rahat konuşmaya başladı diye. insan durup dururken herhangi biriyle konuşmaya başlayabilir mi acaba? ben başlayamam. acaba sadece paylaşmak mı istedi çocuğunun derdini aynı dertten müzdarip olma potansiyeli olabilecek bir insanla? ben. bilmiyorum.
belki de sadece sıkılmıştır.

penceredeki güvercinler

sabahın köründe. yataktan zor kalktım.
eczanenin önünde bekliyorum servisi.
her gün binmem ben o servise. kardeşim biner.
o gün uzun zamandır ilk.
kimseler yok sokakta.
bir karşı kapıdan çıkan anne kız.
kızı sevise almıyorlarmış. annesi kriz çıkarmış. mustafa'nın dedikleri. o günden beri annesi gelince geliyormuş o da.
kuşları gördüm. esas mevzu kuşlardı burda.
kadınla kızının çıktığı apartmanın penceresinde. güvercinler bir sürü.
bu da neymiş ki. daha çoklarmış, biri konarmış birinin üstüne, biri düşermiş. birbirleri üstüne üstüne üstüne.

little miss sparrow




kaş yapayım derken çıkardığım gözlerden.
göçtü serçeler.
henüz yeni bir yer veremedim.
ne halim yetti ne vaktim.

ve senin için orada olamayacağım

hüzünlü çok hüzünlü. bir kız var. norveçte. bir de sevgilisi var. ben de sevdim onun sevgilisini. ben ondan önce sevmiştim ama. sevgilisi norveçte değil. ona yazmış diye düşündüm.gündelik bir sürü şey yazmış. onun yanında olmadığı her an ona yazmış diye düşündüm.
sonra başladım öyle de böyle de yazmaya
ona değil aman ha
bembeyaz sayfalara.

aşure ayı geldi çattı

aşure ayı gelmiş. bunu kim yolladı? emine yapmış. ha biraz sulu olmuş. biraz da içinde tahıl cinsinden az var kayısı incir üzüme göre. ama tadı güzelmiş.kapı çaldı. leyla teyzen yapmış bak bakıyım. bunda gülsuyu var. bunu da hanife ablan yolladı. seversin diye. onda yok mu gülsuyu? yok ama bunun da üstünde herşey var yani narıdır, kuş üzümüdür, cevizidir hatta hindistan cevizidir.ilk kez de bunda gördüm hindistan cevizini.yengen aşure yolladı. kapı çaldı. ayşe teyze. tansiyonu fırlamış. baktım 13'e 9 . şu işimi bitireyim de bir de ben bakayım. yengen aşure yolladı.
yiyecek misin?

yandan

saçı asimetrik kesilmiş.
saçı sağa çekiyor. kendisi de yürüyor.
sağa çekerek.
boynu ve tüm vucuduyla yan yan sağ sağ.
acaba hep böyle miydi diye düşündüm. ya da saçı yandan kesilince mi böyle oldu?

adını koyamadım bunun

-i love you more than ever- koymak istedim fotoğrafının adını..

altın kız olmanın bilmem kaç belirtisi

aklıma gelenleri yazıyorum. bu yazı burda kalmaz. belirtilerle karşılaştıkça yazarım. şaş kaza biri bu yazıyı okur da eklemek isterse buyursun.
(numaralar öncelik sırası vermez. hepsi bir değerlendirilmelidir.)
başlıyorum.
altın kız mısınız?
1) otobüse binerken, hangisi olduğu önemli değil, havaş, belediye otobüsü vb. sıra beklenerek binilenlerinden, en ön koltuğa oturabilmenin stresini yaşıyorsanız ve yanınızdakiyle birlikte sizden önce binenleri sayıp, tiplerine göre en önde durup şöföre üç beş laf atma durumunda olmayı seven amcalar var mı diye şöyle bir kontrol ediyorsanız/aman şimdi kesin oraya oturacak yaa keşke iki dakika önce gelseydim/pek de meraklıymış canım
2)cuma akşamı saat 7'de elinizde bir paket sarı tuzlu, bir paket de beyaz leblebi paketiyle olağan yol arkadaşınızla aheste aheste bir leblebi atıp bir yürüyüp eve dönüyorken günün son geyiklerini yapıyorsanız ve az sonra girceğiniz otobüs sırasındaki amcalarla ilgili daha şimdiden heyecanlanmaya başlamışsanız

eflatun pantolonlu genç

bahçedeydim.

sonra izliyorum sadece eflatun pantolonlu mahallemin çocuğunu. geldi. durdu. o kadar cüretkar bakıyor ki. parlak siyah bir ceketi var. ayakkabılarına takıldı gözlerim. altlarına aslında. 3 santime yakın tapukları var, muntazam olarak her iki topuğun da sağ tarafı 1 santim kadar yenmiş. yemiş kendi kendini. nasıl öyle tuhaf da yürümüyor aslında. o da değil. tabanları görünüyor her adımında altı olduğu gibi sütlü kahve çamur olmuş. kurumuş kendisi rengi kalmış yalnızca. nerden geldin sen diye düşündüm. ben çamursuz mahallemden geldim ya dünyanın öteki ucuna sınava girmeye. sen nerden geldin? evinin önündeki sokak çok mu çamurdu. kimseler ayıpladı mı seni yolda? bir kere olmuştu bana. artık bana mı başka birine mi hatırlamıyorum. o gün bugündür dikkat ederim ayakkabıdaki çamurlara. ben sana dalmışım, anladın ki sana baktım. sen de baktın. yanındaki kaş altından sen de doğrudan.
gittiler sonra. 5 dakikaya çekirdek çitleyerekten bahçeye yeniden girene kadar. izlemekten alamadım kendimi. yarı hayranlıkla. ben olsam atamazdım yere o kabukları o kadar olması gerekeni yapıyormuş gibi.artık uzun bakamıyorum.
ayakta çitliyorlar, son derece cüretkar bakışlarla etrafa. sonra geriye.
duvarın üstüne çömüp
ama oturmadan.
yılmaz güney'i andıran.
yerde biriken onlarca çekirdek kabuğuna

kış sessizliği

şehir bomboştu sanki de değildi aslında. önceden görmedim böyle. oturdum. sessiz keskin soğukta. hep istediğim hiç olmadığı gibi. öylece kaygısızca.
sonsuz mezopotamya. kırlangıçlarıyla. ara ara yeşillenmiş. bu soğukta ne biter dedim. cevap verdim sabırsızca kış sebzesi meyvesi var değil? onayladı kafasıyla donmuş titreyen vücuduyla. bostandır dedim bunlar annemden kalan üç beş kuru bilgimi koyarak ortaya. kuru ama umuttur onlar bana. bu mevsimde buğday bitmez.
keskin soğukta o kadar sessiz. olur ya sesin dağılmadan kalır havada. öyle işte. fısıldasan duyulacak kadar. tok gelir sesin kendi kulağına. baktım bütün altınlara. günlerden cuma. esnaf namazda. ondan belki de tam öğlen vakti vardım yukarıya. sessiz. kimsecikler yok ortada. altıncılar orada yalnızca. onlara ibadet cuma değil pazar'a.
taktım seni parmağıma.
sonra derin bir iç geçirdim. sana her baktığımda. bakamadım.
ne zaman gözüme ilişsen ya da hissetsem seni parmağımda inceden bir sızlar içim
gerçekten dayanamam.
çünkü hatırlatırsın bana o sessizliği.
bakamam.

kırık kulplar buraya

sevgili boşluk

bir zaman izlediğim bir filmdi. kadın yazıyor kim olduğunu bilmeden. nam-ı diğer boşluğa.
so goodnight dear void..diye bitirdi bir gece bütün içini internetin tertemiz sayfalarına döktükten sonra. orda ya da burda bütün hepsini yazdım gönderdim sana sevgili boşluk. sana emanet.sahip olasın emi . korktum sonra da. herşeyi yazamadım. gidiverirsin diye. farketmedim. nasıl edemedim. bugün gittin gerçi. korkmaya başlamışım ya gidersin diye. öyle olurmuş ya. öyle olmuş ya. ne kadar fazla açık edersem kendimi o kadar korkarmışsın ya. ya da değerimi bilmezmişsin. korktum gidiverirsin diye. diyemedim.

tarçınlı akide şekerim

kızının akide şekerlerinden yedin mi? ben ne diyorumm o bana gelm..bunu koyıcaksın yanağına eriyecek yavaştan..dişinle ne alakası var..oohoooh..ali muhiddin hacı bekir şekerlemeleri. akideleri. tarçınlısına aşerivermişim.bugün önüme çıktı. tarçın bir de portakallıdan. çok karıştırmam aslında. nihayet öğrendim karıştırmamayı. hepsinden koydurursam içim acıyor, farkettim tarçınlısı az oldu diye. zavallı tarçın. zavallı ben. iki adam var. kuş ıslıkları üretirlermiş bu adamlar. yalnız her kutunun içinde bu kuşun kendi türlerini avlamak için kesinlikle kullanılmamalıdır diye bir uyarı var imiş. özellikle belirtti adamlardan biri. almaya gelen kadın. ardıçkuşu istedi. iki çeşit ardıçkuşu varmış. biri ezgili şakırmış diğeri cıvıldarmış. adamlar dünyada yapabilecekleri en zararsız iş olarak bunu bulmuşlar. kadın ezgiliyi öttürdü adamlardan biri cıvıldayanı. kadın bir daha öttürdü. adam da peşinden. alıyorum dedi kadın. kızım için. alıyorum dedim tarçınlıdan bir de şu sarı neliydi? babam da yer muhakkak ki.
ekin de yer.
daha okuyorum.

düğüne, j berger