aşk anarşiktir

"aşk örgütlenmektir"in üzerine daha da görmem sandım "aşk anarşiktir"e çarpana kadar.

on being fucking cool

Melankolinin dibine vurdum. Durduramiyorum.
Yuzunu gormeden gidemem.
Ama goremem de galiba. Bunlari dusunuyorum..

Bir gun mutsuz umutsuz
o kadar ki bir tshirtte yazan yazi hayatinin en anlamli cumlesi oluverir:
Don't spend your life being the coolest person around yourself.

Daha fazla yazamiyorum. Kozmik bosluk.
Bu gunun anlam ve onemiyle ortusur bir sekilde kantinde caliyor; birak Avril bitirsin:
Don't try to be cool
You look like a fool to me

aşk örgütlenmektir

yine şıpsevdi geldi aklıma.solcu, mülteci dostu kafede kafamı dayamış duvara yarı sarhoş o yazıyı görüp sana bakıp gülünce; aşk örgütlenmektir.
aşk...işten eve giderken yolda onu düşünmektir. aşk...daha sağlıklı şeyler yemesini söylemektir. aşk...telesekreterine bir öpücük bırakmaktır.
aşk örgütlenmektir.

.

i could have loved you girl like a planet
i could have changed your heart to a star

i could have built a house on the ocean
i could have place our love in the sky

but it really doesn't matter at all
no it really doesn't matter at all, life's a gas

i hope it's gonna last.

listen from here..

boyalı tırnaklar

ojelerimin en sevdiğim hali
perişan, çıkmaya yakın hali

herkes deli

delilikle ilgili azıcık düşünüyorum bugünlerde. elimde değil düşündürtüyorlar..
bugün otobüste oturuyor biri pencereye dayamış yüzünü, cam buğulanmış ve ıslanmış, damla damla olmuş burnuna gelen yer..konuşuyor: hasan..hasan la hasan!..eskici hasan..5 milyonu aldı gitti..hasan..pantolon almaya gittim..aldı gitti parayı..allah belamı yalan yok..
dün otobüste bir adamın karşısına oturdum. sosis yersin..ne yiceksin..sonra yanımdaki uyu dedi ona. o da akşam uykularım iyi..uyuyorum dedi. kıskıs gülüyor ama sanki içinden de hay allah yine gülmeye başladım diyor. kontrolsüz sanki. ayağa kalktı..müsade eder misiniz?..sıkıldım ya!..merhabaa!..hah trafik yine başladı burada!..neden bu trafik neden?..42000 araba çıkıyor trafiğe..hadi ya! yürüyün artık! tımarhaneye gidicem..kıskıskıs..
bir de kendim varım. bunları ondan düşündürüyor aslında. sokakta kendi kendine konuşmakla bulunduğun durum arasında çok ince bir şey var, sen onun üstünde yürüyorsun. hasta yatıyorken ve televizyonda izdivaç programı..bir an geliyor tam anlatamıyorum öyle hissediyorum ki bıraksam, o an bıraksam deliricem. delirmek derken? diyebilirsin.. tam bilmiyorum sanki kafanı iki elinle kavrayıp, ağlamakla bağırmakla karışık krizler geçirmek gibi..sonra yerimde sakince oturup o hissi görmezden geliyorum...epeydir yok.

true love waits


I'll drown my beliefs/To have your babies/I'll dress like your niece/And wash your swollen feet
Just don't leave-Don't leave
I'm not living/I'm just killing time/Your tiny hands/Your crazy kitten smile
Just don't leave-Don't leave
And true love waits/In haunted attics
And true love lives/On lollipops and crisps

taşkale

gülperi. zehra. ayşe. fatma. gülsüm. leyla.
saçları kısa. kınalı. bakışları utangaç alttan alttan.
gülperi el salladı ayrılırken. sağ eli kınalıymış.

hediye

ben gecenin sonundan söz ediyorum
ben karanlığın sonundan
ve gecenin sonundan söz ediyorum

evime gelirsen eğer sevgili bana bir ışık getir
ve küçücük bir pencere oradan
mutlu sokağın kalabalığını seyredeyim.

furuğ ferruhzad

house of cards

i don't wanna be your friend
i just wanna be your lover
no matter how it ends
no matter how it starts

öyle arkadaşım olup da sevdiğim biri olduğundan değil..nasıl olursa olsun ne durumda olursam olayım sevdiğim ol yeter diyerekten arabesk damarımı kabarttı radiohead ondan.

The Reply

instead of all the words/all the lies i wrote
i should have written:

"last night
right before i fell asleep
and
mixed with my dreams
i thought of you
so much
so much
so sincerely so much that
you emailed me back."

thank you.

RC

ne kadar güzelsin...
sana bir "teşekkürler!" kadar bakabiliyorum.
yazık.
"kırmızı pek yakışmış" bile diyemedim geçen.

şanslıysam
sadece üç beş kelime fazladan

o kadar.

ne güzel bakıyorsun o üç beş saniyede.
başka birşey diyor musun
yoksa öylesine...boş mu bakıyor o gözlerin?

seni görmeye geldim yüzüne bakamıyorum.

simsiyah ve dümdüz
gözlerin ve kaşların
ve saçın

ne kadar güzelsin.
sesin
durdum sesini dinliyorum
gözlerim hep başka yerlerde.

sonra bu kalıyor elime...

elinin değdiği yere dokundum demin
sana değer gibi dedim
dua eder gibi.


bir küçük kelebek

bir küçük kelebek bir kanadı küçük biri büyük.
paspasa konmuş. beyaz bir ip. ne güzel, ne basit. oluvermiş oracıkta, bir kelebek konmuş gibi. unuttum sonra. sonra paspası silkiyordum camdan,bir baktım uçtu kelebek. bir bozulup, bir eski kelebek haline dönerek.
uçtu. bir kanadı küçük.
kondu bir papatyanın alt yaprağına.
ne olur konsun diyordum içimden, ne olur konsun. yere düşmesin, düşüp yok olmasın..

a proper goodbye

proper en uygun kelime.

artık alışkın olmaya başladığım bir sorun haline geliyor proper bir veda edememek. bazen karşımdaki benden önce davranıp olayı olması gerektiği hale sokabiliyor. böyle deyince de çok mekanik bir şeymiş gibi oldu veda etmek. içten gelen hale sokabiliyor demek lazım.
tam tezimin bittiği günün akşamındaki okul partisinde danışmanım nana, yanyana geldik ve jürim sırasında ne kadar heyecanlandığını ve bir aksilik olmadan bitivermesini dilediğini anlattı. beni benim için endişelenecek kadar içinde bir yere yerleştirmiş bulunduğunu anlamamıştım pek o zamana kadar. sonra anlamlı bakışlar ve üzerine bir tokalaşma. kelimenin burada durduğu kadar kuru..ve içime oturan herşey. sarılmak istersin sonra 50 santimden tokalaşırsın bir tebessümle. üzerinden yarım saat geçti geçmedi nana yine yanımdaydı ve nasıl oldu hatırlamıyorum sarıldı sımsıkı, ben de ona.
birileri var onlarla bir sürü şey paylaşıyorsun. yakın arkadaşın veya sevgilin değiller ama bir paylaşımın var ve seviyorsun onları. sonra bir saniye ve onlar yoklar. tabi o an öncesi veda ne işe yarar ha iyi bir veda olmuş ha olmamış.
bu kez ben varım ve karşımda birkaç kişi. bana hoşçakal demeye gelmişler. birini diğerlerinden daha çok severim. öyle bakışmalarla biten ne söylenmek istenenlerin söylenebildiği ne herhangi tokalaşma veya öpüşmenin olabildiği olabildiğince kısır bir durum..hem de ne kısır. sonrası yine aynı bir sıkıntı ki sorma.

yarın bu kadar üzülmezsin diyorum kendi kendime. hakikaten de öyle oluyor ama bu iyi birşey mi peki? senin sen olmandan götürmedi mi ? ben olsam öyle yapmazdım.